Ana Sayfa Kendi Kendine Gözlük Psikolojinin Çok Kısa Fantastik Tarihi

Psikolojinin Çok Kısa Fantastik Tarihi

Dilden önce eylem vardı.İnsanların eylemleri, hayvanların ki gibi dürtüseldi. Hala dürtüsel, o zamanlar hepten dürtüsel. Şimdi dürtüler bastırılmakta, şekil değiştirmekte, maskelenmekte, yansıtılmakta. O zaman daha çıplak haliyle , en merkezde insanı yemeye iten ve hayatta tutan açlık dürtüsü, sonrasında üremek, sonrasında duyu organları ile içe alınan deneyimlerin sanat ile dışarıya çıkartma dürtüsü.

İnsanın sanat ile yaşadıklarını aktarma ve anlatma çabası binlerce yıl öncesinde başlamış.Taş devri olarak isimlendirilen; insanların grup halinde, mağaralarda, avcı-toplayıcı yaşadıkları çağ 2 milyon yıl önce başlamış ve bulunan duvar resimlerinin 25.000 yıl kadar geriye gittiği bazı testlerle kanıtlanmış. Eminim gündelik işler yapılırken ki çıkan sesleri ahenkle ritmler halinde çaldıkları da oluyordu, doğada duydukları sesler ile ateş etrafında müzik yaptıkları ve ruhlarını dinlendirdikleri, dürtülerini boşalttıklarıda. O zamanlar dil yok, sesler var. İnsanlar işaretlerle, ana uygun sesler ile yaşamaya devam ediyorlardı. Ardından ihtiyaçlarla birlikte belli şeylere belli ve kararlaştırılmış ses öbekleri ile temsil edilmeye, yani sembolikleştirilmeye başlandı. Dili insan üretti, kendi algılama şekli ile iletişmek, hayatta kalmak, uzlaşmak için sesleri kullanmaya başladı. Kültür kendiliğinden gelişmeye devam etti. Yeni araçlar keşfedildi, ticaret başladı. Doğa olayları anlamlandırılmaya çalışıldı. İnsan nereden geldi, nereye gidiyordu. İnsanlar sıkıntı, sakatlık, bilinmezlikle karşılaştığında kabilenin şamanlarına başvurur oldular. Şamanlar görülemeyenleri görebilen kimselerdi; doğa ile konuşabilen, akışın devam etmesine yardımcı olabilen, görüleri olan kimselerdi. Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki yemek, sevmek ve üremek isteyen çoğu insan şamanlardan çekinir, onun yerinde olmak istemezlerdi. Çünkü şamanlar toplumsal yaşamdan soyutlanmış, evleri obanın uzağında olan, hafif kırık görünümlü, değişik nesneleri olan manyak tiplerdi. Gözleri dönmüş, titreyerek kriz geçiren insanları üfleyerek, konuşarak içine girmiş şeytanı çıkartıp, kendisine getirebiliyor ya da suyun ve avların nerede olduğunu söyleyebiliyorlardı. O sebeple ilk psikologların şamanlar, büyücüler, cadılar, simyagerler olduğu söylenebilir. Diğerleri için bazı kabile insanları (şaman, kaman, bilge, büyücü) sırdaş olmuş, içinden tabuyu bozmasını söyleyen günah seslerinin paylaşıldı kişiler olmuşlardır. Başka coğrafyalarda bu görevlerin yanında oyunlar üretmek, kültürel rutinlere rehber olmak, hiyerarşiyi ve ya olgunluğu temsil eden sembolleri deriye işlemek gibi görevler üstlenmişlerdir. Akşamları ateş etrafında dans edip varlıklarını güzelleştiren ve anlamlandırmalarına yardımcı olan birlikte müzik ve hareketle, yaratmaya teşvik eden, günümüzde yaşasa sanat terapisti diyeceğimiz şamanlar olduğunu da hayal edebiliyorum. Bu arada günümüzde hala Türkiye’de ve daha birçok ülkede şamanik ritüeller gerçekteleştiren, aydınlanmayı ve içsel huzuru inzivalarda müzikle, kendini ve doğayı dinlemeyle bulmanıza yardımcı olan kimseler mevcut, siz de sıkça görüyorsunuzdur.

Sonrasında medeniyetler oluşmaya başladı. Antik Yunan’ da bilgeliğin delilik içermesi zorunlu görünüyordu. Kuralların ve yaşanılan hayatın ötesinde felsefe yaparak ulaşılabilecek bir hakikat vardı. Bunu ancak gündelik hayatın uyaranlarına kapılmayanlar görebilirdi. O zamanlar filozoflar meczuplardı. Delilik ilahiydi. Yıldızları tanrı olarak görüp, hareketlerinden ne zaman fetih yapılacağı, yaşanan olayların sebebini anlamak için hangi tanrının hangi günaha kızdığını anlamaya çalışıyorlar, rüyaları yorumluyorlardı. Doğuda evrenin ve insanın varlığına dair günümüze kadar gelecek sözler söyleniyordu.

Topluluklar kalabalıklaştı, büyük dini liderler gelmeye başladılar. Toplumu biçimlendirecek, insanın nasıl yaşaması gerektiğine dair müthiş akıllı, mucizelerle, savaşla, adaletle örnek hikayeler ile dünyanın nereden geldiğini ve hem bireysel hem de evrensel sonun ne olacağını anlatan, kesin yaşanmış ve yazılmış deneyimler binlerce cana aktarıldı. Papazlar, Hocalar, Sufiler, Brahmanlar hiçliğin kurtuluşuna, inzivalar ile kendi içlerinde ki tanrıyı bulup, diğerlerinin bulmalarına yardım ettiler. Ruhu, Tanrıyı, Evreni, bunalan insanlara anlamlı, değerli, doğru hissettiren yaşamları sundular öğretileriyle. Canlı canlı sergiledikleri doğru yaşam ile, söyledikleri mana dolu şiirsel hakikatler ile yıllarca psikologluk yaptılar. Psikologluktan öte evliyalık. Size bir şey diyim mi o zamanlar yine de çok karışık, bir tarafta insanlar eşcinsel diye cadı diye meczup olarak damgalanıp yakalanıyor, öldürülüyor. Aynı dönemin farklı konumunda, tabunun dışına istemsizce çıkanlar, müzik ile su sesi ile tedavi edilmeye çalışılıyor, bahçelerde gezdirilip hülyalarını barış içinde yaşamalarına yardımcı olunuyor, perhizler uygulanıyor.

Sonra ahlak sınırları dışındakilerin varlığı; toplulukların, yönetimlerin, otorite haline gelmiş ailelerin kurduğu düzeni bozmak olduğundan ve bu tür insanların öldürülmesi, deniz yolu ile farklı bir ülkenin sınırlarında, kaderlerinin sonu belli, nasıl olacağı belirsiz hallerde bırakmak daha masraflı olduğundan, önce hapishanelere kapatılmış sonra da hasta damgası alarak iyileştirme iddası altında, hastahane anlamı taşıyan başka kelimelerce anılan binalara kapatılmışlardır. Psikiyatri böyle başlamıştır. Ruh, zihin, beden, dünya nedir? Nasıl yaşamalı? Sorularını cevaplamaya çalışırken, rehberlik ederlerken; kontrol edilmesi gereken o kadar büyük bir nüfusla karşılaşılmış ki; her türlü denemeyi uygulamak mübahlaşmış. Sandalyede döndürmeler, kafayı metal kutu içine sokmalar, elektrik vermeler, soğuk- sıcak şok denemeleri… Şimdi, biraz ekonomik durumu yerinde olanlar ve delilik spektrumunun hafif tarafına daha yakın olanlar zamanla hayata katılabilir hale gelebilmeye başlamıştır. Şartlar bazen kötü gibi gözükse de bence çoğu psikoz tanısı almış kişi en azından sosyal kabul ve nöro kimyasal sakinleştiricilerin yardımı ile toplumda var olabilmişlerdir. Yine de bir çok psikiyatrik tanı almış birey kötü şartlarda, damgalanma ve farklılaştırma hisleri ile yoğun bir gerilikte hayat deneyimi yaşamaya mecbur bırakılmakta. Çünkü hem psikoloji bilimi hastalıkları tam olarak anlayamıyor hem de anlaşıldığı kadarı ile her zaman tedavi etmek mümkün olmuyor.

Hastalıklar birbirinden ayrıt edilebiliyor, fakat günümüzde isimlendirme işini ciddi eleştiren psikologlarda mevcut. Çünkü tüm psikolojik tedavilerin kaynağında, hasta olarak destek almaya gelmiş öznenin karşısında, sağlam bir ego ile durmak ve yaşadığı zorlukların terapiste yansıtılması, terapistin onu içinde işlemesi ve tahammül etmesi, yükünden kurtulan danışanın iyileşmeye başlaması üzerine dayalı. Tahammül edildikçe, karşı taraf anlaşıldığını hissettikçe, semptomlar azalıyor. Farklı durumlara farklı isimler takmak tamam da günümüzde bu iş oldukça abartılmış durumda ve terapist olarak hangi tanıyı almışsa alsın, gelen danışanın kendisini tekrar yaratmasına seyirci olmak için, önyargısız, sil baştan izleyebilmek gerek.

Kimisi nörolojik ve fiziksel engelleri olan ve normal gelişim göstermeyeceği kesin olanlar; bir de fiziksel hiç bir belirti olmamasına rağmen rahat yaşatmayan düşüncelerden boğulanlar. Gün geldi tüm bu büyüsel olaylar bilinçdışı kavramı ile psikiyatri alanından ayrılıp psikoloji başlığı altında, davranışları belirleyen zihinsel ve duygusal süreçleri en sembolik halleri ile incelenmeye başlandı. Bildiğimizi bilmediğimiz şeylerin çokluğu ortaya çıktı. Bilinçdışı süreçler, bilinçlilik ve farkındalık halleri analiz edilmeye ve birbiri ile uyumlu hale getirilmeye başlandı. Görüldü ki durduk yere titremeler, kaşıntılar, tikler, bunaltılı düşünceler, bir terapist tarafından duyulduğu, anlaşıldığı zaman geçebiliyor. Bunun en büyük sebebinin; anne, baba ve çocuk arasında ki arzuların insanın eylemlerini nasıl da belirlediğine vardı.. Herkesin hasta olduğu ve psikoterapistlerin bile terapiden geçme zorunluluğu getirildi. Bilinçdışı ile bilinç alanlarını birbirine yaklaştırarak sağlıklı ve akışta, pişmanlıksız haller yaşayabilir hale geldiler. Psikanalizin geldiği noktada boklar, ilk yaratımlar ve sadistik arzuların malzemeleri olarak görüldü. Kardeşini kıskanan çocuk, kardeşine hamile annesinin karnını kakalarıyla doldurma arzusunu bastırdığını düşünmek gibi en derinden varlık ve yokluk arasındaki dengenin, en küçük ve sadece sembolik zihinlerde (6 yaşın altındaki çocuklar) böyle canlandığı teorileri bile yazıldı. Yavrucukların deliklerini keşfetme dönemlerinde ebeveynlerin davranışlarına göre tüm hayatımız boyunca tekrarlanan ketleyici davranışlara hapsolduğumuz söylendi. Meme ile bebeğin arasındaki otistik dönem, zamanla ben ve ötekinin ayrımı, doygun bir yaşamın koşulu sağlam temelleri olan bireyleşme süreci dendi. Neler, neler… Travmatik anları tekrar canlandırmanın, aynı anlarda farklı davranabilme şansının iyileştirici gücü, önceki aile bireylerinden kalan ruhsal yüklerin çözümlenmesi gibi farklı yöntemler bulundu, uygulandı, isimler sükse yaptı, tanındı, öğrencileri oldu. Bir adamın aslında çalışmayan bir dolabın içinde kilitli kalması ve kendisini inanç gücüyle dondurarak öldürmesi haberi yayıldı. Düşünce bedeni, beden düşünceyi çok büyük etkiliyordu. Türkiye’den de bu konularda duyulan insanlar olsa da; Mevlana gibi zamanın çok ilerisinde teori ve metod üretebilen kimse çıkamadı. Bu arada Peru gibi Güney Amerika ülkelerinde şamanlar yaşamlarını sürdürmekte, benim birebir tanıdığım insanlar bir yıl gibi uzun süre katıldıkları, orman içindeki deneyimsel eğitimlerde, çıkarılan ruhu gördüğünü söyleyen arkadaşlarım da yok değildi. Hayat bu yüzden çok garipti ve bu yazıyı yazan kişinin kafasında ki kuşku herkesin deneyimi bu kadar öznel olmasına rağmen, binlerce insanın doğru bildikleri şeyleri diğerlerine bu kadar iddialı aktarabilmeleriydi. Psikoloji ve rehberlik sektör haline geldi. Üniversiteden alınan eğitimlerin böyle bir konuda bilirkişi ve sağaltımı sağlayacak deneyim ve beceriye sağlaması mümkün olmadığından, ekollerin okullarına başvurularak alınan eğitimlerden ve geçilen terapilerden sonra uygulanabilen bir iş haline geldi. En temel prensip olarak, karşıdakine zarar vermemek yatan terapistlikte;insanların gerçekten iyi hissetmelerini sağlayan terapistler de var, bilerek ve ya bilmeyerek kötü hissettirenler de. İşte böyle.

Kendimin bir parçasını bu konuya adamış birisi olarak, psikoloji ve ruhsal olanı anlayış kapasitemi genişletebilmem; okuduklarım ve deneyimlediklerimi analiz edip, yorumlayıp, yazmama bağlı olduğuna inanıyorum. Deneyimlemek ve yazmak. İçimde bir yerlerde bunu başarabileceğimi hissettiren bir kaynak var, bu yol gitmek istediğim, gidebileceğim yol. Kafamda kurduklarımı böylesine özgür ve basit bir yolda gerçek haline getiriyor, okunuyor ve yeni tartışmalara yol açabilecek olmanın keyfi ile sizleri selamlıyorum, oto maske analizi başlasın!


CEVAP VER

Yorum yapmak isteyebilirsiniz.
Lütfen isminizi buraya giriniz