İçe Atma (İng: introjection), bireyin dış dünyadaki kişilerin, değerlerin veya normların özelliklerini sorgulamadan kendi benliğine dahil etmesidir. Yansıtmanın tersi olarak işleyen bir savunma mekanizmasıdır.
İçe atma sürecinde birey, başka bir kişinin — genellikle bir otorite figürünün — tutumlarını, inançlarını veya davranış kalıplarını sanki kendi seçimiymiş gibi içselleştirir. Çocukluk döneminde ebeveynlerin değerlerinin ve kurallarının içe atılması, süperego’nun (üstben) oluşumunda temel bir süreçtir. Bu gelişimsel açıdan normal ve gereklidir.
Ancak içe atma patolojik boyut kazandığında sorun yaratır. Eleştirel bir ebeveynin sürekli “yetersizsin” mesajını içe atan çocuk, yetişkinlikte de kendini yetersiz hissedebilir — bu inanç artık dışarıdan gelen bir eleştiri değil, kendi benlik algısının parçası haline gelmiştir. Depresyonda sıklıkla içe atılmış olumsuz değerlendirmeler gözlemlenir.
Gestalt terapisinde içe atma, “sindirilmemiş” deneyimler olarak ele alınır. Fritz Perls, bireylerin dışarıdan gelen mesajları “çiğnemeden yuttuğunu” ve bunların farkına varıp sorgulanması gerektiğini vurgular.
Ayrıca bakınız: Savunma Mekanizmaları, Yansıtma, Psikanaliz, Gestalt Terapisi




