
Aşık olmaya dair psikoloji tarihinde sayısız teori üretilmiştir. Ancak hiçbiri tek başına kapsanması en zor olan bu duyguyu herkes için açıklama ağırlığını kaldıramamıştır. Yine de genelde uzlaşılan nokta bu duygunun geçici olması, saplantılı ilişikere sürükleme riski taşıması ve bilinçdışı anne-baba ilişkilerine dayanıyor olmasıdır.
Lacan’ın Aşkı
Aşka dair en popüler açıklamalardan biri ünlü psikanalizci Lacan’a aittir. Ona göre, aşka bir yanılsamadır. Aşık olduğumuz kişide kendi varlığımızı tamamlayacak bir parça görüp kendi eksikliğimizi tamamlama arzusuna kapılırız. Aşk eksiklik duygusunun bir itirafıdır. Bu duygunun kökleri bebekliğe dayanır. Temel bakım veren olan anneye muhtaç olduğunu ve onsuz var olamayacağını kavrayan bebek mutlak bir “öteki” ihtiyacını içselleştirir. Elbette anne mutlak bir sevgi nesnesi olmaktan çıkar ve bu içimizde bir eksiklik yaratır. Dışarıdan başka bir ötekinin bu boşluğu doldurmasını arzularız. Böylece bebeklikteki anne ile olan mutlak bütünlüğü tekrardan hissetmek isteriz. Gel gör ki, bir kişiye yüklenen böylesi bir sorumluluk kısa sürede o kişinin belini bükmeye başlar.
Birine “Sana aşığım.” demek “Ben eksiğim, beni tamamlamanı istiyorum.” demektir. Bu yüzden Lacan, “Aşk kendinde olmayanı başikasına vermektir. Aşkımızı ilan ederek bizde eksik olan şeyi, yani aslında sahip olmadığımız şeyi partnerimize armağan ederiz.” der. Aşk aslında tamamlanmaya dair arzumuzun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğinin bir işaretidir. Birine aşık oluruz ve sonsuza dek bu tamamlanma arzusunun yok olmasını umarız. Ancak çoğumuz için en gerçek aşk, erişilmemiş; en unutulmaz olan, ya hiç başlamamış ya da ayrılıkla sonuçlanmış olandır.
Aşk Psikolojik Bir Anomali mi?
Aşk duygusu bazı psikolojik rahatsızlıklarla uyuşan semptomlara sahip. Çünkü yapılan bir çalışmaya göre, aşık olan kişilerle obsesif bozukluğa sahip kişileri birbirinden ayırmak zorlanıyorlar. Psikiyatrist Donatella Marazatti aşık insanlardan ve obsesif kişilerden kan örneği alıp karşılaştırıyor. Sonuçlar gösteriyor ki, her iki grup insanda da serotonin miktarı %40 daha az. Aylar sonra aşık grubu tekrar ölçtüklerinde bu miktar normale dönüyor. Yani aşk, geçici de olsa bir takıntılı ruh haline neden oluyor ve kaygılı bir bağlanma hali yaratarak mutluluğumuza balta vuruyor. Ancak aşk olmasa soyumuzu muhtemelen sürdüremezdik. Ünlü oyun yazarı W. Somerset Maugham diyor ki: “Aşk, türlerin devamını sağlamak için üzerimizde oynanan pis bir oyundur.”
Sürdürülebilir Aşkı Nasıl Beslersiniz?
En sorunlu ilişkilerin temel iletişim tarzında “biz” yerine “sen” kullanımı çok fazla vardır. Yapılan bir araştırmada, mutlu ilişki ve ruh sağlığının arka planında “biz” dilinin ağır bastığını tespit ediyorlar. Bu dil çiftler arası mutluluğu artırmakla kalmıyor, kalp sağlığına bile iyi geliyor. Kalp rahatsızlığı olan insanlarla yapılan bir ankette, altı ay sonra “biz” dilini en sık kullanan kişilerin kalp sağlıklarında iyileşme gözlemliyorlar. Tavuk yumurta problemine de gönderme yapılabilir elbette. Belki de mutlu ilişkilerin bir göstergesidir biz dili. Araştırmacıların vardığı sonuç birbirini etkilediği yönünde. Mutlu ilişkilerin sonucu biz dili kullanılırken, ilişkinin mutluluk düzeyini devam ettiren de yine bu iletişim tarzı.
Aşk idealleştirme olmaksızın ortaya çıkması mümkün olmayan bir duygu. Aşık olduğumuz kişinin idealize ettiğimiz yönlerine daha fazla odaklanırız. Elbette bu sürdürebilir aşk ilişkilerinde korunması gereken bir durum. Yapılan bir araştırmaya göre, mutlu romantik ilişkiler içerisinde bulunan insanlar partnerlerinin kötülere kıyasla iyi özellikleri üzerinde beş kat daha fazla konuşuyorlar. Yani olumsuz yönlerin farkında olup kabul ettiğimizde ve olumlu olanların fazlalılığına odaklandığımızda ilişkilerimiz sağlam bir zemine oturur.
Uzun Ömürlü Aşkların Sırrı
Yapılan bir çalışmada, çiftlerin 25 yıl önceki ve bugünkü fotoğrafları tarafsız kişiler tarafından değerlendiriliyor. Buna göre, çiftlerin geçen 25 yılda giderek birbirlerine simaen daha fazla benzedikleri söyleniyor. Çünkü insanlar birbirinden öğrenme ve birbirini taklit etme eğilimindedirler. Bu kadar uzun süre birbirleriyle vakit geçiren çiftlerin yüz ifadeleri ve mimikleri bile bilinçaltında benzerlik gösterme eğilimi taşıyor. Birbirini iyi anlayan çiftler birbirlerinin yüz ifadelerini de kopyalıyorlar. Tam da bu yüzden belki de ilişkileri bu kadar uzun sürüyor olabilir. Çiftlerin ihtiyacı olan tam da bu taklit ve aynalama sürecini gerçekleştirmektir.
Siz de mevcut ve geçmiş ilişkilerinizi düşünün. Bazı davranış, jest ve mimikleri taklit yoluyla benimsediğiniz kişiler var mıydı? Bu birbirininizi aynalayarak his ve düşüncelerinizi daha iyi anladığınıza dair bir gösterge olabilir. İki aydır beraber olduğunuz flörtten bile daha önce kullanmadığınız bir mimiği ödünç almış olabilirsiniz.
Kaynakça
- Barker, Eric (2022). Plays Well With Others: The Surprising Science Behind Why Everything You Know About The Relationships (Mostly) Wrong.
- Galinsky, Adam & Schweitzer, Maurice (2014). Friend & Foe: When to Cooperate, When to Compete, and How to Succeed at Both.