Çok okuyan mı bilir çok gezen mi? Genelde net bir cevabı olmasa da bu deyimin söylenme amacı gezmenin okumaktan üstün olması yönünde. Yani bizzat deneyimlemek, deneyimleyen kişilerin yazdıklarını okumaktan çok daha öğreticidir. Asıl cevabı vermek ise, oldukça güç ve göreceli bir tartışma olarak sürüp gidiyor. Bu tartışma aynı zamanda alaylı veya mektepli olmanın farkları üzerine. Üniversitede olabildiğince ilerlemek de bir seçenek, hemen mezun olup sahada deneyim kazanmak da. Hangisi daha mantıklı? Doğru cevaba yaklaşmak için okumanın ve gezmenin nasıl olması gerektiğine yanıt bulmak gerekiyor. Gelin beraber tartışalım.

Okuduklarını Aksiyona Dökmek

          Bağlamına göre değerlendirdiğimizde okumak, gezmekten çok daha verimlidir. Çok kısa zamanda pek çok insanın sayısız deneyimine okuyarak tanıklık edebilirsiniz. Elbette bizzat deneyimlemenin yerini tutması mümkün olmasa da, her şeyi deneyimleyecek zamanımız olmadığını da aklımızda tutmalıyız. Okumayı üstün kılan bu özelliği avantaja çevirmenin ise tek bir yolu var: Aksiyona geçmek. Eğer mutluluk, başarı, sağlık ve zenginlik gibi hedefleriniz varsa başkalarının bunu nasıl elde ettiklerine dair tecrübelerini kayda almak hayatınıza değer katabilir.

         Elbette o kitaplardan çıkardığınız dersleri küçük adımlarla da olsa hayatınıza uygulama şartıyla. Zor geldiği için kaçındığınız o pratikleri en kolayından başlayarak zamanla daha zor olanlarına geçmek suretiyle okumayı gezmekten kat be kat üstün bir güç haline getirebilirsiniz. Mesela, günlük tutmanın önemine dair bir bilgiyi okuyarak öğrendiniz ve ara ara uygulayarak faydasını görebilirsiniz. Aksiyona geçtiğiniz her bilgi okuyarak hayatınızı dönüştürmenin anahtarı olabilir. Buna istinaden, “Eğitimin büyük hedefi bilgiye ulaşmak değil aksiyona geçmektir.” diyor Herbert Spencer.

Gezerek Öğrenmenin Hayata Kattığı Anlam

          Gezerek öğrenmenin okumaya kıyasla hayatımızı daha anlamlı kıldığını inkâr edemeyiz. Çünkü hayatını seyahatle geçiren insanların anlattığı ve dinlemeye doyamadığımız macera dolu hikâyeler ilham vericidir. Özellikle her gittiği ülkede farklı bir meslekle uğraşmış, oraların kültüründen parçalar biriktirmiş insanların yaşadığı zorluklar bile bir süre sonra hayatlarını daha anlamlı hale getiren ayrıntılardan ibaret olur. “Kendimize Uygun İşi Nasıl Buluruz?” kitabında buna benzer bir hikaye anlatılır.

         Adamın biri, heyecanlı bir serüvene çıkar. Yunanistan’a gidip çiftliklerde çalışır. Sonra İsrail’e gider, mezar kazar, donmuş balık kamyonlarını boşaltır, sulama boruları döşer. En sonunda da Yeni Zelanda’da tarım işçiliği yapar. Böylece hem farklı kültürlerle hemhal olarak perspektifini genişletir, hem de pek çok işi yapa yapa öğrenerek çeşitli beceriler kazanır. Elbette yaptığı işlerin akademik boyutu zayıf, yine de değerli bir öğrenme deneyimi olmalı. Bu adamın deneyim ve bilgi düzeyini binlerce kitap okusanız bile yakalamanız imkansız, ta ki siz de benzer bir yolla ülke ülke gezerek ve çeşitli meslekleri öğrenerek yaşamayı tercih edene kadar. Bu anlamda gezmenin okumaktan kat be kat üstün avantajlara sahip olduğunu takdir edebiliriz.

Uzman Körlüğü ve Sahada Olmanın Önemi

          Çok okuyan mı, çok gezen mi muammasını bir de şu açıdan ele almak gerekir: Akademide ya da sahada olmak. Akademik kariyer kulağa havalı gelir. Bir doktora görünmek istediğinizde eğer imkanınız varsa, profesör olup olmadığına bakarak genelde karar verilir. Ancak uzmanlaşmanın ve akademide kalmanın bazen kör noktalar yarattığını da dikkate almak gerekiyor. Çünkü kitabi bir öğrenmeyle sınırlı kaldığında en uzman hocalar bile, sahada işlerin nasıl yürüdüğüne dair gerçeklikten uzak kalabiliyor ve dahası bunun farkında bile olmayabiliyorlar.

         Üniversite eğitimini sorunlu yapan temel unsur tam da burada yatıyor zaten. Kitabi öğrenmelerin çok yoğun ve uygulamalı eğitimin sıfıra yakın olması yetersiz bir şekilde üniversite mezunu olmayı beraberinde getiriyor. Dahası, istisnalar hariç hiçbir hoca da size “Özel sektörde şöyle bir deneyimim vardı!” diye ilham verici hikayeler anlatamaz. Genel müfredat makale ve kitap okumak üzerinedir. Bunlar sadece benim öznel görüşlerim değil, buna dair Amerika’da bir çalışma da yapılmış. Akademinin sahadan en kadar uzak olduğunu ve okumanın gezmekten neden daha zayıf bir öğrenme yolu olduğunu gösteriyor.

          Bu çalışmada, deneyimli ve acemi ilk yardım elemanlarının hastalara müdahale videolarını üniversite hocalarına izletiyorlar. Araştırmacılar görüyorlar ki, hocalar hangi ilk yardım görevlisinin deneyimli veya acemi olduğunu çoğunlukla karıştırma eğilimindeler. Çünkü acemi olanlar esnek düşünemiyor ve daha çok kuralları mod a mod takip etmeye odaklanıyorlar. Bu durum ise meseleyi kitabi/teorik olarak ele alan hocaların hoşuna gidiyor. Deneyimli olanların kitabın dışına çıkan tarzları ise, bu hocalar tarafından yadırganabiliyor. Bunun temel nedeni ise hocaların sahada çok fazla görev almayıp sadece okuyarak öğrenmiş oldukları bilgileri öğrencilerine aktarmaları. Ancak biliyoruz ki, her şeyi kitaplardaki gibi uygulayamayız. Deneyimle beraber duruma uyarlama ve yaratıcı bir adaptasyona ihtiyacımız olabilir.

         Bu araştırma, okumaktan ziyade pratik olarak sahada deneyim sahibi olmayı –yani gezmeyi, üstün kılan bir özellik olarak öne çıkarıyor. Tabi ki hem sahada hem de akademide çalışan hocaların bu tuzaktan çok rahat kurtulabildiklerini de söylemeliyiz. Çünkü sonuçta yine oraya bağlayacağız ki, her ikisini yani hem okumayı hem de gezmeyi harmanlamak size kariyer hayatınızda süper bir güç kazandırır.

Aksiyonda Olmak Neden Daha Önemli?

         Yapılan arkeolojik incelemelerde mağara resimlerinde çizilen hayvanların gerçeğe oldukça yakın betimlendiği tespit ediliyor. Öyle gerçekçi ki, mağara insanları, modern ressamlardan daha isabetli çizimler ortaya sermişler. Buna dair bir çalışmada, mağara çizimlerinde çizilen atlar ile son 200 yılda yaşamış ressamların çizdiği atları kıyaslıyorlar. Sonucunda, anatomik olarak mağara ressamlarının daha isabetli çizimler yaptığı tespit ediliyor. Peki nasıl mı anlıyorlar? Normalde atlar ayaklarını şu sırayla atarlarmış: Sol arka, sol ön, sağ arka, sağ ön. Bu sıralamayı mağara ressamları modern ressamlara göre daha başarılı bir şekilde tasvir etmişler. Biri sahada avlanırken öğrenmiş, diğeri ise oturduğu yerden gözlemleyerek. Gezmenin yani, aksiyonda olmanın önemine dair ilginç bir örnek değil mi?

         Kişisel gelişim kitapları sosyal ilişkilerimizin bile nasıl olması gerektiğine dair tavsiyeler sunuyor. Bunlardan biri: “Kime ne kadar ve nasıl güvenebiliriz?” Aslında bu da okumaktan ziyade, “sahada” kazanılan bir beceri. Buna dair bir çalışmadan bahsedeceğim şimdi.

         Etrafa genel olarak güvenle bakan kişilerin saf oldukları için daha çok kandırıldıklarını ve bu özelliklerinin kurbanı olacaklarını varsayarız, değil mi? Yapılan bir araştırma, bunun aksinin doğru olduğunu gösteriyor. Güven düzeyi yüksek kişilerin yalan söyleyenleri tespit etme becerilerinin, güvensiz sayılan kişilere kıyasla daha gelişmiş olduğu bulunuyor. Güven düzeyi düşük olanlar genel olarak hiç kimseye güvenmediği için bu konuda kaçıngan bir tavırla, insanları okuma konusunda kazanacağı deneyimden mahrum kalıyorlar. Güven düzeyi yüksek olanlar ise, geçmiş deneyimlerinden ders çıkararak diğerlerini okumayı ve güvenirlikleri hakkında doğru karar vermeyi öğreniyorlar. Bir psikoloji kitabı okuyarak insanları tanımanın hiç önemi yok demiyorum, ama asıl öğrenme insanlarla etkileşimi artırıp onları güvenmeyi göze alarak gerçekleşir.

         Gezerek öğrenmek, yani sahada olmak ustalık kazanmanın anahtarı olan deneyimler kazandırır. İşe başvuru yaparken de durum aynı böyle; ne kadar süre eğitim aldığınızdan ziyade, sahada ne kadar deneyim sahibi olduğunuza bakarlar. Finans sektörü de bu kuraldan bağımsız değil. Yapılan bir çalışmada, al sat yapan borsacıların kalp atım hızlarını okumada daha başarılı olduğu gözleniyor. Dahası, kalp atım hızlarını isabetle tahmin etmeleri ile para kazanma performansları arasında bir ilişki bulunuyor. Finans pazarında daha uzun süre hayatta kalmaları kalp atım hızlarını doğru tahmin etmeleriyle doğru orantılı anlayacağınız. Ayrıca, daha deneyimli borsacılar, yeni başlayanlara göre kalp atım hızlarını daha isabetli tahmin edebiliyorlar. Bu da bizi okumaya değil daha çok deneyime getiriyor. Çünkü yüzlerce finans ve yatırım kitabı okusanız da, borsacıların deneyimle kazandığı bu deneyimi içselleştirmeniz imkansız. Elbette harika ve okunması şart olan onlarca yatırım kitabı var ki, onlardan öğrendiklerinizi uygulamaya geçerseniz gerçekten de fark yaratırsınız. Yine döndük dolaştık, okumayı ve gezmeyi harmanlamaya geldik.

Okumayı Nasıl Daha Verimli Hale Getirebilirsiniz?

         İlk kuralımız okuduğunuz kitaplardan ilginizi çeken yerleri not almak. Ben şahsen bu metni ortaya çıkarabilmek için yaklaşık 5 yıldır tuttuğum kitap notlarımdan faydalandım. Notlarımı bilgisayar üzerinde dijital bir not uygulamasına kaydediyorum. Okuduğum değerli bilgileri hemen uygulamaya geçirmesem bile sonrasında uygulamak için saklı tuttuğum bir yer var. Bu yüzden, not tutmaya “ikinci beyin” deniyor. Zaten kayda almadığınızda uçup gidecek bilgileri tuttuğunuz yedek bir beyin ciddi bir avantaj sağlar. Bu arada altınız çizmek not almak değildir. Bütün kitap notlarınız tek bir yerde kendi cümlelerinizle yazıp toplamanız şart.

         Kitap okuyacak zamanı zor buluyor ve “Bir de üzerine not almak ne mümkün!” diye düşünüyor olabilirsiniz. Ancak burada kaçırdığınız nokta, kitap okumanın verimli olup olmaması. Not alıp üzerine düşünmek zaman alır ve zor geldiği için yapmak istemeyebilirsiniz. Kitapta, dikkate değer bir yere geldiğinizde “Hımm!” der ve kitabı okumaya devam edersiniz. Sonrasında, kaçınılmaz bir şekilde o ilginç bilgiyi çabucak unutursunuz. Halbuki, okuduğunuz bilgiler ilgi görmeyi bekleyen bir sevgili gibidir. Eğer dikkatinizi çeken bilgilere gereken bilişsel eforu sarf etmezseniz, tıpkı bir sevgilide olduğu gibi yeterince özen göstermediğiniz için o bilgilerle aranızda kalıcı ve uzun süreli bir ilişki yaratamazsınız. Böylece kısa süren kitap okuma eylemi de hiç yaşanmamış gibi yok olup giderken aslında daha fazla zaman kaybetmiş olmaz mısınız? Gerekirse daha az kitabı not tutarak okumak, aynı sürede daha fazla bilgelik kazanmanızı sağlar. Dahası, doğru zaman geldiğinde o bilgileri hayata geçirmek binlerce kitabı okumaktan daha anlamlı hissettirir.

         Sürekli motivasyon videosu izlemek gibi kişisel gelişim kitapları okuyarak aksiyona geçmeyi erteliyor olabilir misiniz? Çünkü asıl ihtiyacınız olan elinizdeki bilgilerle hata yapmayı göze alarak sahaya inmek. Bunu yapmadığınızda okumak sadece bir kaçınma ve erteleme aktivitesi haline gelerek anlamsızlaşır. Yapılan bir çalışmada, bir grup katılımcıdan mutluluk hakkında düşünmesi isteniyor. Bu sırada bulundukları odada motivasyon içerikli posterler ve kişisel gelişim kitapları yer alıyor. Sonrasında bu kişilerden moral bozucu derecede zor bir testi tamamlamaları isteniyor. Bu katılımcılar, olumlu düşünmenin faydaları üzerine düşünen kontrol grubuna kıyasla başarısızlıkları hakkında daha fazla kara kara düşünme eğilimi gösteriyorlar. Yani odanızda kişisel gelişim kitaplarının ve buna dair mesajların dolu olması sizi mutlu etmez. Uygulamaya döktüğünüz küçük bir bilgi, binlerce sayfa okuduğunuz kitaplardan daha iyi hissettirebilir.

         Okumanın yanı sıra aksiyona geçtiğinizde öğrenmenin zirvesine ulaşırsınız. Bazen sadece daha fazla kitap okuyarak eyleme geçmekten kaçınırsınız. Ancak bu sizi mutsuz bir kısır döngüye sokabilir ve kara kara düşünerek eylemden kaçınmak sizi daha da mutsuz eder. “Goethe’nin ifade ettiği gibi, deneyime dalmalıyız ve sonra bunun anlamını düşünmeliyiz. Hep düşünmek ve dalmamak bizi deliliğe sürükler; düşünmeden dalarsak da hayvan gibi oluruz.”

Kaynakça

  • Ahrens, Sönke (2017). How to Take Smart Notes.
  • Becker, Ernest (2014). Ölümü İnkar.
  • Forte, Tiago (2022). Building a Second Brain: A Proven Method to Organize Your Digital Life and Unlock Your Creative Potential.
  • Krznaric, Roman (2013). Kendimize Uygun İşi Nasıl Buluruz.
  • Proffitt, Dennis & Baer, Drake (2020). Perception: How Our Bodies Shape Our Minds.
  • Robson, David (2022). The Expectatiton Effect: How Your Mindset Can Change Your World.
  • Rose, Todd (2022). Collective Illusions: Conformity, Complicity, and the Science of Why We Make Bad Decisions.
  • Torrey, E. Fuller (2018). Beynin Evrimi ve Tanrıların Ortaya Çıkışı: İlk İnsanlar ve Dinlerin Kökeni.