“Dans etmek yalnızca anlık olarak görünen bir heykel yaratmaktır.” (Erol Ozan)
Dans hayatınızda devrimsel değişimlerin önünü açabilecek iyileştirici güçlerden birisi. Dans esnası ve sonrasında beyniniz ve düşünce biçiminiz farklı bir devinim kazanır. Düşünce biçimi kavramını deneyimlerimizin renk ve tonunu değiştiren filtrelere benzetebiliriz. İşte dans hayatınızdaki olay ve deneyimleri -can sıkıcı bile olsalar farklı bir zeminden değerlendirmenize destek olur. Peki dans etmek nasıl bu kadar etkili? Gelin beraber bilimsel olarak kanıtlanmış araştırmalarla dansın gücünü keşfe çıkalım.
1) Hayat Motivasyonunuzu Yükseltir
Parkinson hastalarının tango dersleri aldıkları bir araştırmada, bu hastaların denge kaygı, titreme, hareket yavaşlığı gibi fiziksel belirtilerinde iyileşmeler tespit ediliyor. Parkinson hastalığının temel göstergesi beyindeki motivasyon ve ödülle ilişkilendirilen dopamin düzeyinin yetersiz olmasıdır. Dopamin seviyemiz yeterliyken ödül, haz ve mutluluk gördüğümüz eylemler için harekete geçme motivasyonu sağlanır. Tango dansı ise bu kimyasalın artması için önemli bir etkiye sahip olduğu anlaşılıyor.
2) Yaratıcılığınızı Ateşler
Katılımcı öğrencilere, içinde yaratıcı çözümler üretmeleri beklenen problemlerin bulunduğu bir test sunuluyor. Katılımcılar bu teste üç defa giriyorlar. İlkinde herhangi bir fiziksel aktivite olmadan teste tabi tutuluyorlar. İkinci test yarım saatlik bir aerobik dansının hemen ardından yapılıyor. Sonuncu test ise aerobik dansının iki saat sonrasında yapılıyor. Bu testlerin başarı düzeyini karşılaştırıyorlar. Buna göre fiziksel aktivite olmadan yaratıcı çözümler ortaya çıkmıyor. Aerobik dansının hemen sonrası ve iki saat sonraki testlerde ise katılımcıların oldukça yaratıcı çözümler üretebildikleri tespit ediliyor. Yani, dans etmek iki saat sonrasına kadar yaratıcılığı artırmada önemli bir etkiye sahip.
3) Depresyon Belirtilerini Azaltır
Almanya’da yürütülen bir araştırmada, depresyon nedeniyle psikiyatriye başvuru yapan kişiler üzerinde dansın etkisini incelemek istiyorlar. Araştırma sonucunda, yalnızca 30 dakikalık dans etkinliğinin depresyonun belirtilerini azalttığı ve yaşam enerjilerini artırdığı tespit ediliyor. Bu araştırma için “Hava Nagila (Haydi Sevinelim)” adlı folklorik bir müzik kullanılıyor. Bir defalığına da yalnızca bu müziğin etkili olup olmadığını görmek istiyorlar. Sonuç olarak ortaya çıkan tabloda yalnızca müzik olduğunda depresif belirtilerin daha da arttığı gözlemleniyor. Yani, kilit nokta dans etmek.
4) Özsaygınızı Yükseltir
Şair Kamand Kajouri’ye göre, “kendimizle aşka düşmek için” dans ederiz. Kendimizi sevmeyi, değerli hissetmeyi öğreniriz dans ederek. Bunu destekleyen bir araştırmaya göre, yüzme ve dansın genç kızların kendi fiziksel görünüşlerinden memnun olmaları üzerindeki etkisi gözlemleniyor. Bunun için, bedeninden mutsuz olan 13-14 yaşındaki kız çocuklarından oluşan bir grup için yüzme seansları da düzenliyorlar. Karşılaştırmak üzere başka kız grubu ise haftada iki defa ve altı hafta boyunca dans seanslarına katılıyor. Deney sonucunda her iki grup arasında ciddi bir fark ortaya çıkıyor. Dans grubundaki kızlar beden algılarında ve çekicilik düşüncelerinde olumlu değişimler yaşarken, yüzme grubunda böyle bir ilerleme görünmüyor.
Sonuç: Müziğe Kulak Verin
Dansı hayatımızın eğlenceli aktivitelerinden biri haline getirerek dönüştürücü etkilerinden faydalanabiliriz. Elbette dansı bir düşünce biçimi haline getirmek için dışarıdan nasıl görüneceğine çok da takılmamak gerekiyor. Nitekim ünlü filozof F. Nietzsche’nin de dediği gibi “Müziği duymayanlar, dans edenleri deli sanırlar.”