Ana Sayfa Kendi Kendine Gözlük Mitsel Bir Kahraman Gibi Yaşamak

Mitsel Bir Kahraman Gibi Yaşamak

            Çoğumuz farkında olmasa veya kabul etmese de kendi hayatlarımızın kahramanı olmak için çabalarız. Bu çabayı gerekli kılan mitsel bir inanca ihtiyaç duyarız. Geleneksel dönemin mitsel inançlarının o topluluklar için işlevi neyse, modern insanın da kendi hikayelerini oluşturması kaçınılmaz bir ihtiyaç gibi görünür. Geleneksel toplulukların mitsel hikayelere olan inançlarını incelediğimizde görüyoruz ki, bugün bizi kahraman gibi hissettiren hikayelere yani kendimize ait modern mitsel anlatılara şiddetli bir ihtiyaç besliyoruz. Mitsel bir kahramanın güdüsüne sahip olduğumuzu hatırlamaya başladığımız bir dönemdeyiz

           Modern dünyanın çetrefilli koşullarında halihazırda kendi hayatının kahramanı olmak daha da zorlaşmış görünüyor. Ernest Becker’ın “Ölümü İnkar” kitabında belirttiğine göre, modern psikolojik sorunların kökeninde insanın kendini kahraman gibi hissedememesi vardır. Geleneksel dinlerde ve arkaik mitlerde vadedilen kutsal yaşam elimizden kayıp gittiği için dünyadaki varlığımızı daha da sorgular bir hal içindeyiz. Bunun nedeni de mitsel anlatılar kadar geçerli ve inandırıcı hikayelere sahip olmayışımız. Bundan ötürü güvensiz ve kaygılı bir yaşamı sürdürmeye lanetlenmiş gibiyiz. İçinde bulunduğumuz güvensizlik, dayanaksız olarak bize sunulan modern alternatif hikayelerin güdüklüğünden ileri geliyor aslında. Geleneksel insandan daha akıllı olduğumuz için mi daha kaygılı hayatlar yaşamaya mahkum olduğumuzu sormadan edemiyorum. Aklı kullanmayı öğrenmenin bedeli huzursuz bir hayata katlanmak olmamalı sanki.

           Eric Fromm “Özgürlükten Kaçış”ta modern insanlar olarak bizim bu çıkmazımızdan bahseder. Modern insan geleneksel hikaye ve mitlerden kurtularak daha özgür hale gelmiştir. Fakat güven bağını da bu hikayelerle beraber arkada bırakmak zorunda kaldığı için endişe ve kaygılarını yatıştırmakta oldukça zorlanmaktadır. Modern anlamda özgürlüğün ağırlığı ve sorumluluğunu kabul etmek istemediği için alternatif modern hikayeler kurgulayarak kaygılarından kurtulmak istemektedir. Bundan çıkarımla, psikoloji biliminin ve psikoterapinin böyle bir dönemde ortaya çıkmasını manidar olduğunu düşünmekte fayda görüyorum. Louis Cozolino “Terapi Neden İşe Yarar” kitabında bu durumla alakalı olarak şöyle bir sorgulamaya gidiyor: Bütün icatların anasının bir ihtiyaç olduğu düşünülecek olursa psikoterapi hangi ihtiyaç üzerine icat edilmiş olabilir? Geçmişte olmayıp da modern zamanlarda eksikliği hissedilen mitsel hikayeler, bu sorunun cevabı olmaya aday görünüyor.

           Modern dönemde mitlerin ve geleneksel anlatıların tekrardan önem kazanmasını insanın anlam arayışına bağlamakta bir sakınca görmüyorum. Çünkü Mircae Eliade’nin araştırmalarından biliyoruz ki, mitler insanlara sarsılmaz bir güven ve derin bir anlam vadettiği; insanın içindeki ve etrafındaki kaosa bir düzen atfettiği için insana gerçek bir kahraman olduğunu hissettirme görevini hakkıyla yerine getiriyor.

           Şimdi bu hikayeleri ne kadar rasyonel bir değerlendirmeye tabi tutsak da “ilkel” dediğimiz topluluklara içten içte imrenmekten kendimi alıkoyamıyoruz. Mitlerin konu olduğu dizi ve filmlerde anlatılan toplulukların fantezi unsuru kahramanlarıyla özdeşleşerek bu dürtüyü tatmin ediyoruz. Her ne kadar mitlerin boş inanç olduklarını ve Claude Levi-Strauss’un da belirttiği gibi insanların kaygıdan korunmak için mitleri yarattığına katılıyorum. Fakat ateşin etrafında toplanan geleneksel insan topluluklarıyla sinema salonlarında toplanan bizler arasındaki benzerlik, evrensel bir ihtiyaçtan hareketle hikayeler ürettiğimizi düşündürüyor. Hatta filmlerdeki hikayelerin bizde bu kadar ilgi uyandırmasını, bahsettiğimiz bu ihtiyaçtan bağımsız düşünmek imkansız görünüyor bana.

           Kahraman olmanın insanları bir yangından kurtarmaya ya da evine ekmek götüren babanın fedakarlığına indirgendiği bu dönemde, küçümsediğimiz “ilkel” insanlar gibi kahraman olma tutkusundan hala vazgeçemiyoruz. Kültürel olarak sunulan ya da beyaz perdede izlediğimiz kahramanların hikayelerine özeniyoruz. Sonuç olarak görünüyor ki, kahraman gibi hissetmek için bizi yönlendiren kaygıları yatıştıracak hikayelere ihtiyacımız var. Bu hikayelerin bize ait olup olmayacağı ise tam bir muamma. Sorgulanmaya açık olsa da inançla yaşamanın verdiği gücü hikayelerimize borçluyuz.

Boğaziçi Üniversitesi, "Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik" bölümü mezunuyum. Çok yönlü gelişime ve farklı disiplinlerden beslenmenin önemine inanırım. Danışanlarıma ve öğrencilerime destek olurken kendi hayatımdaki da çokça faydasını gördüğüm Mindfulness temelli yaklaşımları ve ACT Terapi çalışmayı tercih ederim.