İnsanlar bir zamanlar çift olarak yaratılan varlıklarmış. Tek bir vücutta hem dişi hem erkek üreme organları, dört kol ve bacağı varmış. Bu sayede kendilerini tanrılara baş kaldıracak kadar güçlü hissediyorlarmış. Tanrıların öfkesi, yaratıcı bir ceza bulmalarını sağlamış. İnsanları tamamen yok ettiklerinde kendilerine kurbanlar sunup tapınacak kimse kalmayacağı için Zeus, Apollo’dan da yardım alarak çift halinde yarattıkları insanları ikiye bölmüş. Artık eski güçlerini kaybeden insanlar ömürleri boyunca yokluğunda yarım kaldıkları çiftlerini bulmaya harcamak zorunda kalmışlar.

         Çift olmak insanları fazlasıyla güçlü hissettirir, hatta bazen tanrılara kafa tutacak kadar. Çünkü beraberken her şeyin üstünden geleceğimiz yanılsamasını severiz. Ne kadar mantıklı görünsek de içten içe ruh eşimizi bulduğumuza dair naif bir inanca tutunmak isteriz. Elbette zıtlar yasasına uygun olarak çift olmanın gücü ayrılıkta yıkım getirebilir. Bütün gündelik hayatımız büyülü rutininden kopar. Günün her anına dair hatırlatıcı işaretler zihnimize doluşarak bizi rahatsız eder. İşte bu yüzden kalp kırıklığıyla baş etmek için zihin iyi bir yardımcı olmaz çoğu zaman. Peki, alternatif olarak nasıl bir iyileşme yolu takip edebiliriz?

Zihninize Güvenmeyi Bırakın

         Ayrılık sonrasında her ne kadar kalp kırıklığını hatırlatacak durumlardan uzaklaşmak istesek de zihnimiz genelde buna pek izin vermez. Ayrılıkla alakalı çeşitli hipotezler üretir. Ayrılıktan hareketle bizim değersiz biri olduğumuzu söyler. Bunu hak edecek ne yaptığınızı sanki anlamlı bir cevabı olmak zorundaymış gibi sorgulamaya zorlar. Sonraki ilişkilerde aynı acıyı yaşamamak adına mantık dışı çıkarımlara yöneltir. Bunu geçmiş çocukluk yaşantılarından öğrenmiştir. İşte bu yüzden zihnimize kalp kırıklığı yaşadığımız evrede güvenmek pek akıllıca değildir. Elbette, zihnimiz bizi zorlayıcı düşünce ve duygularla rahatsız edecektir. Buna engel olmak nafile bir şekilde daha fazlasıyla karşılaşmamızı beraberinde getirir. Bunun çarelerinden biri kabullenmek. Yani, o duygu ve düşüncelere farkındalıkla tanıklık etmek, gelmelerine izin vererek onları onaylamak ve sonrasında gitmeleri için onları bir süreliğine izlemek. Gökyüzünde geçen bulutlar gibi süzülüp gitmelerini izlemek. Çünkü onlar gelip geçici bulutlarsa biz de gökyüzünün tamamıyız.

Reklam

Öz Bakım ve Yalnızlığın Tadını Çıkarın

         Çift olmak zamanla bir alışkanlık haline gelir. Ancak yalnız kaldığınız zamanlarda da yaşam gayet yolunda gidiyordu. Bu yüzden ilişki sonrası boşlukta hissederek eski sevgilinizin yerini bir süreliğine kendiniz, ailenize arkadaşlarınız için açık bırakın. Geri dönme ve tekrar birlikte olma fantezilerini zihninizin işlevsiz oyunları olarak değerlendirin. Hayatta sizin için değerli önemli olan işlere daha fazla enerji ayırabileceğiniz için iyi tarafını görmeye çabalayın. Kendi başınıza kaliteli vakit geçirdiğiniz zevk ve aktiviteleri tekrardan canlandırın. Tekrardan yalnız kalmayı gerçekten öğrendiğinizde yeni bir ilişki için hazır olabileceğinizi bir motto haline getirin. Son olarak kendinize şefkat gösterin. Bunun için mevcut ruh haliniz için bir yıl sonraki kendinizin nasıl bir tavsiye vereceğini hayal edip yazabilirsiniz.

Yaşadığınız Ayrılığa Analizle Yaklaşın

         İnsanlar değişir ve bunu birbirlerine söylemeyi unuturlar. Biz her daim değişim halindeyiz. Sadece birbirimize söylemeyi ihmal etmekle kalmıyoruz, bu değişimi kendimizden saklamakta da oldukça becerikliyiz. İşte ayrılıkların pek çoğunun nedeni budur. Biz ne kadar kişisel algılasak da aslında önünü alamadığımız bir doğa yasası hepimiz için çalışmaya devam eder: Değişim. Kontrolümüzün dışındaki bir durumdur. Partnerimiz ve tabi ki biz de değişirken istek, beklenti ve hayat anlayışlarımız dönüşür. O yüzden ayrılıkların kökeninde genelde mantıklı ve net gerekçeler yoktur. Bu yüzden duygusal bir saplanma yaşarız, ister istemez. Ancak bu durumumuza mesafe alıp analiz etmek de mümkündür.

         Bunun için gardırop testini kullanabilirsiniz. Gardırop testiyle eski partnerinizi kıyafetlerinizden birine benzetin. Eğer partneriniz dolabınızdaki kıyafetlerden bir olsaydı hangisi olurdu ve neden? Sıcak ve güvende hissettiren paltonuz mu? Sizi seksi hissettiren siyah elbiseniz mi? Sizi sıcak tutan ama aynı zamanda kaşındıran yün kazağınız mı? Keşke bir beden büyük olsaydı dediğiniz ve yıkanınca küçülmesine üzüldüğünüz sevseniz de giyemediğiniz ceketiniz mi? Bu sayede duygusal sarmaldan çıkıp olayı daha net bir şekilde dışarıdan bir gözle ele alabilirsiniz.

Salih Öztürk
Boğaziçi Üniversitesi, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü mezunuyum (2015). Çok yönlü gelişime ve farklı disiplinlerden beslenmenin önemine inanıyorum. Danışanlarıma ve öğrencilerime destek olurken kendi hayatımda da çokça faydasını gördüğüm Mindfulness temelli yaklaşımları ve Kabul ve Karalılık Terapisi (ACT) ile çalışıyorum. Ergen veya yetişkin yaş grubundaki danışanlarımın sosyal-duygusal mesleki ve eğitsel olarak yeni beceriler kazanmasına destek oluyorum. Online psikolojik danışmanlık ve öğrenci koçluğu desteği almak için bana e-mail adresimden ulaşabilirsiniz: [email protected]