Duyguları karşılama tarzımız, genelde çocukluktan getirdiğimiz yaşantı ve alışkanlıkların bir sonucu olarak otomatik bir kalıp izler. Yani duygusal esneklik çocuklukta şekillenen bir beceridir. Önümüzde önemli bir sınav vardır veya yazmak için zamanın giderek kısaldığı bir doktora tezi. Başarıya ve kabul görmeye dair çocukluk yaşantılarımızda zorluklar yaşadıysak kaygı miktarı daha derin bir etki yaratabilir. Çünkü neyi daha çok deneyimlediysek o nöronların birlikte ateşlenme olasılığı o kadar artar. Öbür yandan duygulara yaklaşımı daha farklı pratik etmeye ne kadar gönüllüysek o derece değiştirme gücüne de sahibiz demektir. Tabi ki duyguyu değiştirmek değil, duyguyu ele alış biçimimizi değiştirmekten bahsediyorum. Çünkü diğer ihtimal hayal kırıklığından başka bir şey doğurmaz.

Duygusal Alışkanlıklar Felakete Dönüşebilir

Duygusal alışkanlıklardan neden çıkmamız gerektiğine dair ilginç bir araştırma örneği paylaşalım. Buna göre, insanların yangınlarda ve acil durumlarda ölüm nedenlerinden birinin alışkanlığa dayalı olduğu ortaya çıkıyor. İnsanlar sürekli girdikleri kapıyı kullanarak dışarıya çıkmaya çalıştıkları için yangın, deprem gibi felaketlerden kaçamıyorlar. Hâlbuki acil çıkış kapıları daha güvenlidir. Ancak o kapıdan kaçmayı pratik etmediğimiz sürece mevcut alışkanlık devreye girer. Bu da bizi duygusal bir çıkmaza sokabilir. Benzer durum duygusal alışkanlıklar için de geçerli. Her zaman kullandığımız kapıları bırakıp acil çıkış kapılarını pratik etmeliyiz. Öyle ki, duygusal krizlerin hepsinde zihinsel alışkanlıkların bedellerini öderiz. Peki, duygularımıza yeni bir anlayışla nasıl bakabiliriz? Acil çıkış kapıları olarak hangi teknikleri kullanabiliriz?

Duygusal Esneklik Pratikleri

  1. Kendinize mesafe alın. Genel alışkanlığımız duygularımıza gömülerek onları zihnimizde döndürüp durmaktır. Alternatif bir çözüm olması adına için bir deney yapılıyor. Araştırmada belirlenen iki farklı grup, bir dinleyici ekibi karşısında konuşma yapacaktır. Her iki gruba da duygu ve düşünceleri üzerine düşünmeleri için beş dakika süre veriyorlar. İlk grup alışkanlık olarak kullandığımız ben diliyle (“Çok kaygılıyım, kesin rezil olacağım” gibi) düşünürken diğer grup sen veya o şahıs zamirleriyle (“Böyle önemli sunumlarda kaygılanman normal” ya da “Mehmet (Kendi adı) sunumla alakalı kaygı hissediyor” gibi) düşünüyor. İkinci grubun dinleyiciler karşısında daha rahat oldukları ve duygularını düzenlemede daha başarılı oldukları gözlemleniyor. Utanç ve kaygı duygularıyla daha iyi baş ettikleri ve dinleyicilerin gözünde de daha iyi performans sergiledikleri gözleniyor. Beynimizin yönetici işlevlerini çok da yormadan yalnızca şahıs zamirini değiştirmek bile mesafeli iç konuşmayı başarılı kılıyor. Duygudan ayrışmak onun üzerimizdeki despotik etkisini azaltıyor. Böylece önemli işlerimize daha iyi odaklanabiliyoruz.
  2. Duyguların altındaki mesaja odaklanın ve harekete geçin. Duygular bize nasıl davranmamız noktasında çeşitli mesajlar verir. Bir şey bizi kaygılandırıyorsa orada değer verdiğimiz bir şey vardır. Bir şey bizde öfke uyandırıyorsa karşılanması gereken bir ihtiyacımız var demektir. Bu noktaları fark edip davranışsal bir seçim sergilemeniz duygunun rehberliğine kulak vermeyi başardığınızı gösterir. Bu bağlamda örnek bir hikâye paylaşalım. Bir pazarlama şirketinin sahibi Karaköy’deki distribütörüne borçlanır. Borçlu kişinin dürüst birisi olduğundan emin olan adam konuşmak için kendisini ofisine çağırır. Borçlu kişi ve yanındaki arkadaşı içeri mahcup bir şekilde girerler. Bunu gören alacaklı “Lütfen dışarı çıkıp bir daha girer misiniz?” der. “Ama bu sefer suçlu gibi değil, borçlu gibi girin.” Bu istek karşısında şaşıran adamlar, söylenene uyarak tekrar içeri girerler. “Siz suçlu değiliz diyorsanız, ben sizin borcunuzu erteleyeceğim. Ama siz suçlu gibi durduğunuz sürece bu borcu ödeyemezsiniz. O yüzden rica ediyorum borçlu gibi durun”. Bu sözden aldığı motivasyonla borçlu kişi, borcunu iki yıl içinde ödemeyi başarıyor. Duyguların kodunu çözüp gerekli mesajları aldıktan sonra sorumluluklarımızın gerektirdiği şekilde yaşamak için kendimizi daha güçlü hissederiz.
  3. Duygularınızı yaşayın ve zenginleştirin. Bu noktada parayla kurduğumuz ilişkinin duygusal yansımaları üzerinden gidelim. Mesela borsa yatırımı yapanlar arasında başarılı olmanın sırrı sanılanın aksine soğukkanlı olmak değildir. Bir araştırmaya göre, en başarılı borsa yatırım kararlarını alan kişilerin duygularını en yoğun şekilde yaşadıkları ve spesifik olarak ifade ettikleri tespit ediliyor. Yani duygularını net bir şekilde ayrıştırarak ifade edebiliyorlar. Örneğin, mutlu veya sevinçli ifadeleri birbirinin yerine kullanılsa da bu kişiler için aralarında kesin bir ayrım mevcut. Dolayısıyla buna riayet eden bir kullanım sergiliyorlar. Araştırmada yer alan diğer kişilerin kelime hazinesi ise daha zayıf değil. Ancak duygu ifadeleri daha genel olduğu için duyguların karar vermedeki katkısından yeterince yararlanamıyorlar. Duygularımla ne kadar iyi arkadaş olursak onları daha iyi tanır ve aralarındaki ayrımı o kadar net bir şekilde belirleyebiliriz. Duygusal olarak esnek olmak duygulardan kaçarak değil onları dinleyerek edinebileceğimiz bir beceri. Özetle evet, duygularımız kendimiz için “mantıklı” kararlar vermemize yardımcı oluyor.
Salih Öztürk
Boğaziçi Üniversitesi, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü mezunuyum (2015). Çok yönlü gelişime ve farklı disiplinlerden beslenmenin önemine inanıyorum. Danışanlarıma ve öğrencilerime destek olurken kendi hayatımda da çokça faydasını gördüğüm Mindfulness temelli yaklaşımları ve Kabul ve Karalılık Terapisi (ACT) ile çalışıyorum. Ergen veya yetişkin yaş grubundaki danışanlarımın sosyal-duygusal mesleki ve eğitsel olarak yeni beceriler kazanmasına destek oluyorum. Online psikolojik danışmanlık ve öğrenci koçluğu desteği almak için bana e-mail adresimden ulaşabilirsiniz: [email protected]